İhtiyati Tedbir Kararına Rağmen SGK İlaç Bedelini Ödemezse Ne Olur?
Av. Tugay Kurt
Kurucu Ortak
İhtiyati Tedbir Kararına Rağmen SGK İlaç Bedelini Ödemezse Ne Olur?
Kanser tedavisinde kullanılan yeni kuşak ilaçların bedelini Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) karşılamadığı durumlarda, hastaların başvurduğu ilk hukuki yol çoğu zaman ihtiyati tedbir talebidir. Peki mahkeme tedbir kararı verdiği hâlde Kurum ödemeyi yapmazsa ne olur? Anayasa Mahkemesi, 2026 yılının Mart ayında verdiği bir kararla bu soruya doğrudan yanıt verdi. Bu yazıda söz konusu kararı, dayandığı ölçütleri ve içtihadın sınırlarını değerlendiriyoruz.
Uyuşmazlığın Kaynağı: Listede Olmayan İlaç
Genel sağlık sigortası kapsamında finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 63. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin uygulaması ise Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile şekillenir. Tebliğ'in ekinde yer alan Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi, hangi ilacın hangi koşullarda karşılanacağını belirler.
Uygulamadaki temel sorun buradan doğmaktadır: bir ilaç, tedavi eden hekim tarafından reçete edilmiş ve Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından kullanımı uygun görülmüş olsa dahi, anılan listede tanımlı değilse Kurum ödeme talebini reddetmektedir. Onkolojik tedavilerde sık karşılaşılan tablo, hastanın ilacı kendi imkânlarıyla satın almak durumunda kalması ve tedavinin ekonomik güce bağımlı hâle gelmesidir.
Bu noktada başvurulan hukuki araç, iş mahkemesi nezdinde açılan sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan alacak davası ve buna bağlı ihtiyati tedbir talebidir. Tedbir kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenmiş olup, gecikme sebebiyle bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâlinde uygulanır.
Anayasa Mahkemesi'nin Mart 2026 Tarihli Kararı
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü'nün Ayşegül Cimilli ve Diğerleri başvurusunda (B. No: 2021/25486, karar tarihi 12/3/2026) incelenen olayda, başvurucuya 2021 yılının Şubat ayında akciğer kanseri teşhisi konulmuştur. Tıbbi onkoloji uzmanı tarafından atezolizumab etken maddeli bir ilaç reçete edilmiş, TİTCK 30/4/2021 tarihinde ilacın altı aylık kullanımını uygun görmüştür.
Başvurucunun ilaç bedelinin karşılanması istemi, SGK tarafından ilacın SUT'un ek 4/A maddesindeki Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi'nde bulunmaması gerekçesiyle aynı gün reddedilmiştir. Başvurucu, her kutusu 21-25 gün aralığında kullanılması gereken ilacı beş kez kendi imkânlarıyla satın aldığını ve bunun için toplam 73.000 TL ödediğini belirterek dava açmıştır.
İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi 7/6/2021 tarihinde tedbir talebini kabul etmiş ve ilaç bedelinin tamamının kesintisiz olarak SGK tarafından ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde, ilacın kullanımının sağlık açısından zaruri olduğunu ve başvurucunun bu bedeli karşılayamadığını tespit etmiştir. SGK'nın bu karara karşı yaptığı itiraz ve istinaf başvuruları reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararında, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 394. maddesinin birinci fıkrası uyarınca aksine karar verilmedikçe ihtiyati tedbire yapılan itirazın kararın icrasını durdurmayacağını, aynı maddenin beşinci fıkrasında ise kanun yoluna başvurulmasının tedbirin uygulanmasını durdurmayacağının açıkça düzenlendiğini vurgulamıştır. Dolayısıyla ortada hukuken geçerli ve uygulanabilir nitelikte bir tedbir kararı bulunmaktadır.
Başvurucu, tedbir kararına dayanarak ilaç bedelinin herhangi bir şarta bağlı olmaksızın doğrudan ödenmesini talep etmiştir. Kurum ise bu talebi, ilacın önce hasta tarafından satın alınması ve sonrasında belgelerle yapılacak başvuru üzerine bedelin iade edilmesi şeklindeki uygulamayı gerekçe göstererek reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu noktada önemli bir tespitte bulunmuştur. Karara göre, başvurucunun ekonomik durumu itibarıyla söz konusu bedeli ödeyerek ilacı temin etmesi mümkün olmadığından, ilaç bedelinin hiç ödenmemesi ile ödemenin belirli koşullara bağlı olarak sonradan yapılması arasında belirgin bir fark bulunmamaktadır. Her iki durumda da hasta ilaca ulaşamamakta; tedaviye başlanamamakta, geç başlanmakta veya devam eden tedavi aksamaktadır.
Kararda ilacın fiyatındaki artışa da yer verilmiştir: bireysel başvuru tarihinde bir kutusu 15.000 TL olan ürünün, inceleme tarihi itibarıyla güncel fiyatı 107.865,05 TL'dir. Üç haftada bir yenilenmesi gereken bir tedavide bu rakam, geri ödeme usulünün pratikte ne anlama geldiğini göstermektedir.
Sürecin seyri de kayda değerdir. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine 21/6/2021 tarihinde, ilaç bedelinin başvurucunun tedavisine devam edilmesini engelleyecek herhangi bir şarta bağlı olmaksızın karşılanmasına yönelik ayrı bir tedbir kararı vermiştir. Kurum, 28/6/2021 tarihli yazısıyla ilaç bedeli olan 15.000 TL'nin ödendiğini bildirmiş; ancak bu ödemeden sonraki süreçte aynı gerekçelere dayanarak ilaç teminine yönelik talepleri reddetmeye devam etmiştir.
Mahkeme, ilgili kamu kurumunun tedbir kararını anlamsız hâle getiren bürokratik uygulamalara dayanarak ilacın koşulsuz teminine ilişkin talepleri ısrarla reddettiğini belirlemiştir. Sonuç olarak Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verilmiş; başvuruculara net 100.000 TL manevi tazminat ile 40.000 TL vekâlet ücretinin müştereken ödenmesine hükmedilmiştir. Bireysel başvuruyu yapan hasta, süreç devam ederken 2/4/2022 tarihinde vefat etmiş, başvuru mirasçıları tarafından sürdürülmüştür.
Usul Boyutu ve İdarenin Takdir Sınırı
Kararın hangi hak üzerinden kurulduğu, sonuçları bakımından belirleyicidir. Anayasa Mahkemesi ihlali, yaşam hakkının maddi boyutu üzerinden değil, usul boyutu üzerinden tespit etmiştir.
Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler çerçevesinde devlet, bu hakkı korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla yükümlüdür. Mahkeme'ye göre bu usul yükümlülüğü, hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik tedbirlere ilişkin olarak yargı makamlarınca verilen kararın yerine getirilmesiyle ilgili süreci de kapsamaktadır. Yargı makamlarınca alınmasına karar verilen tedbirlerin alınmaması, devletin bu yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
Bu yaklaşım, tartışmanın odağını kaydırmaktadır. İnceleme, ilacın geri ödeme listesinde yer alıp almadığı yönündeki esasa ilişkin tartışmadan bağımsız olarak, verilmiş ve hukuken geçerli bir yargı kararının gereğinin yerine getirilip getirilmediği üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Kararın uygulama açısından en belirleyici bölümü ise idarenin takdir yetkisinin sınırına ilişkin değerlendirmedir. Burada asıl soru şudur: mali külfet, verilmiş bir mahkeme kararını uygulamamanın gerekçesi olabilir mi?
Anayasa Mahkemesi, sağlık hizmetlerinin sunumu dâhil olmak üzere kamu kaynaklarını kullanma ve hangi hizmetlere öncelik tanınacağını belirleme konusunda kamu otoritelerinin geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu teyit etmektedir. Devletin vücut bütünlüğünü koruma ödevi, sağlık hizmetlerinin mutlak anlamda ücretsiz sağlanacağı şeklinde yorumlanamaz.
Ancak Mahkeme, bu takdir yetkisinin bireylere belirli sağlık hizmetlerine ücretsiz erişim hakkı tanıyan mahkeme kararlarının mevcut olduğu hâllerde söz konusu olmadığını açıkça ifade etmiştir. Böyle durumlarda kamusal makamların, hizmetin devlete yükleyeceği maddi külfetin ağırlığından hareketle mahkeme kararlarını uygulamama, kısmen uygulama veya zamanında uygulamama konusunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Sınırlı kamusal kaynakların etkili ve verimli kullanılması gerekliliği, yargı kararlarıyla yüklenen ödevlerin ihmali bakımından geçerli bir mazeret sayılamaz.
Bu ayrımın pratik önemi büyüktür. Geri ödeme kapsamı belirlenirken idarenin takdir alanı geniştir; fakat somut bir uyuşmazlıkta mahkeme kararı verildikten sonra bu alan ortadan kalkmaktadır.
Kararın Sınırı: Koruyucu Sağlık Hizmetleri
Bu içtihadın her ilaç ve her talep bakımından aynı sonucu doğurmadığını da belirtmek gerekir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun Alkım İrem Özdemir başvurusunda (B. No: 2024/48161, karar tarihi 19/2/2026, Resmî Gazete 6/7/2026 tarih ve 33302 sayı) verdiği karar, sınırı göstermektedir.
Bu başvuruda, rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlayan üç doz HPV aşısı için toplam 8.380,49 TL ödeyen başvurucunun iade talebi, aşının Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi'nde tanımlı olmaması nedeniyle reddedilmiştir. Derece mahkemesi, aşının koruma amaçlı uygulandığını ve başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlike bulunmadığını gerekçe göstererek davayı reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, kamusal makamların aşıyı uygulanmaya hazır hâle getirdiğini, başvurucunun bir bedel karşılığında aşıya erişebildiğini ve bireysel menfaat ile kamu yararı arasında adil bir dengenin kurulmadığının söylenemeyeceğini değerlendirerek, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine oyçokluğuyla karar vermiştir. Üç üye karşıoy kullanmış; karşıoy gerekçesinde koruyucu sağlık hizmetlerinin kamu finansmanı dışında bırakılmasının sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı savunulmuştur.
İki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur: mevcut ve ciddi bir yaşamsal tehlikeye karşı zaruri görülen tedavi ile muhtemel bir riske karşı koruyucu nitelikteki hizmet, anayasal denetimde farklı ölçütlere tabi tutulmaktadır. Lehe verilmiş bir yargı kararının bulunup bulunmaması ise bu değerlendirmede belirleyici bir unsurdur.
Süreçte Öne Çıkan Noktalar
Bu tür dosyalarda uygulamada önem taşıdığını gözlemlediğimiz hususları şöyle sıralayabiliriz:
- Tedavinin zaruriliğini ortaya koyan uzman hekim raporu ve reçetenin, tedbir talebinin dayanağı olarak dosyaya eksiksiz sunulması.
- TİTCK'nın endikasyon dışı kullanıma ilişkin onayının bulunması hâlinde bu belgenin ayrıca ibraz edilmesi.
- Kurumun ret işleminin ve tarihinin belgelenmesi.
- İlacın kullanım periyodu ile güncel bedelinin, hastanın ekonomik durumuyla birlikte somutlaştırılması.
- Tedbir kararının kapsamının; bedelin doğrudan mı, yoksa sonradan iade yoluyla mı karşılanacağı bakımından açık biçimde talep edilmesi.
- Süre, harç ve tutarlara ilişkin bilgilerin yürürlükteki mevzuata göre kontrol edilmesi.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi'nin Mart 2026 tarihli kararı, geri ödeme listesi dışında kalan bir ilaç bakımından verilmiş ihtiyati tedbir kararının, idare tarafından mali gerekçelerle veya yerleşik bürokratik usullere dayanılarak etkisiz bırakılamayacağını ortaya koymaktadır. Kararın yaşam hakkının usul boyutu üzerinden kurulmuş olması, yalnızca ilacın kapsamda olup olmadığına değil, verilmiş bir yargı kararının gereğinin yerine getirilip getirilmediğine odaklandığını göstermektedir.
Buna karşılık, koruyucu nitelikteki sağlık hizmetleri bakımından idarenin takdir alanının daha geniş yorumlandığı görülmektedir. Her dosyanın tıbbi verileri, aciliyet düzeyi ve usuli geçmişi farklı olduğundan, sonuçların genellenmesi mümkün değildir.
Bu alandaki uyuşmazlıklar hem sosyal güvenlik mevzuatının teknik yapısını hem de tıbbi belgelendirmeyi bir arada gerektirmektedir. Sürecin bu niteliği nedeniyle, alanında deneyimli bir hukukçudan destek alınmasının yararlı olacağını değerlendiriyoruz.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz.